Orta Yolda Olmak!

 

Hasan Seçen

Kadim Dergisi, 3. sayı 
 

“İşlerin en güzeli orta yolda olanıdır”, “Haddini aşan her şey zıddına döner” gibi “kelâm-ı kibar” olarak bize intikal eden güzel sözler vardır. Orta yolda olmak güzel ise de, bir şeyin ortasını bulmak da oldukça zordur. Bundan  olmalı ki, biz gerek cemiyet gerekse birey olarak bir çok şeyin ortasını bulmak için çalışıyoruz.

 

Nelerin ortası?

 

Kendimiz olmak ile topluluğun bir üyesi olmanın ortası!.. Kendimiz olmak, kendi aklımızla düşünmek, kendi inisiyatifimizle karar vermek, yaptığımız işin sorumluluğuna da  kendimiz sahip çıkmak demektir. Bu bir yürekliliktir ve bu yürekliliği gösteremeyenler, ya“biz” kavramına sığınma ucuzculuğuyla veya “sürüden ayrılanı kurt kapar” gibi bahaneler öne sürerek idare-i maslahat etmektedirler. Öbür tarafta ise  “Ben!..”  diye haykıran, toplumun binlerce yıllık tecrübe ve birikimiyle oluşturduğu değerleri ve toplumun ortak aklını hiçe sayan, “ben” diye konuşurken de esasında kendine ait hiçbir söz söylemeyen kibir ve gurur heykelleri vardır. “Ben” ve “Biz” kelimelerini yerinde kullanabildiğimiz, yeri geldiğinde “ben”, yeri geldiğinde “biz” olabildiğimiz zaman işin ortasını bulacağız.

 

Millî olmak ile evrensel olmanın ortası!... Millî olmak, kendimiz olmaktır. Evrensel olmak ise, içinde yaşadığımız insanlık ailesinin bir üyesi olmanın farkında olmaktır. Kökleriyle toprağa tutunan bir ağaç, evrenin havasını solur,  bulutlardan toprağa düşen yağmurlarla beslenir! Fakat ağaç kendi toprağından koptuğunda,  hayatını da zaman içinde yavaş yavaş kaybeder. İnsanlar da ağaçlar gibidir. Kökleriyle bir yere bağlı, ama dallarıyla evrenin  havasından, suyundan, tozundan, beslenmek zorundadırlar!

 

Hürriyet ile otoritenin ortası!.. Önce hürriyeti doğru anlamalıyız!. Kendi istek ve arzularımızı dilediğimiz gibi yaşamayı hürriyet olarak algıladığımızda, başka bir köleliğin içine düştüğümüzü görmemiz gerekir: Kendi nefsimize kölelik. Ancak, hürriyeti, herkesin insan olmanın haysiyeti ve şerefiyle yaşaması olarak tarif edersek, o zaman insan haysiyeti ve şerefini küçülten her otoritenin insanı bir türlü köleleştirdiğini görürüz. Otorite ancak insan haysiyet ve şerefinin ve gerçek anlamda ‘hürriyet’in bekçisi olarak hareket ederse saygı duyulan bir unsur olur. Ama güç ve iktidar, otoriteyi çoğu kere yozlaştırmakta ve insan hürriyet ile otorite arasında yalpalayıp durmaktadır.

 

Devlet ile milletin ortası… Devlet, milletin en üst düzeydeki organizasyonu ise –ki öyle olmalıdır-  devlet değerleriyle millet değerlerinin çatışmaması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Bunun istisnaları, “devlet sırrı” kapsamında olan bazı uygulamalardır ki, bunları da millet, “hikmet-i hükümet” der ve sineye çeker. Fakat uygulamada hiç de böyle olmadığını görürüz. Çünkü devlet erkinde yetki  sahibi olan bazıları, devleti, milleti adam etmek için bir araç olarak görürler.  Bunların karşısında olan ve  milleti temsil iddiasında olanlar da her istediklerini millet adına yapabilecekleri zannederler. Böylece  devleti temsil ettiğini sananlarla milleti temsil ettiğini sananlar arasındaki çatışma sürer gider.

 

Eski bir söyleşiyle “Âlem-i sagir” olan biz insanlar, kendi iç dünyamızda da ortayı bulmakta zorlanırız…

 

Ya cimriliğe kaçarız, ya müsrifliğe…Ortası olan iktisat ve cömertlik yolunda  bulunmakta zorlanırız!

 

Ya korkaklığa yöneliriz, ya çılgınlığa… Ortası olan ağır başlılık ve şecaat yolunda bulunmakta zorlanırız.

 

Ya çok kere işlerimizde kurnazlık ve hilekârlık yoluna sapar,  karşımızdakini –güya- kandırırız veya hamakat yolunda gidip  kandırılırız. Ne aldatan, ne aldanan olmayan  akıl ve itidal yolunda bulunmakta zorlanırız.

 

İşler iyi gittiğinde havamızdan geçilmez, kendimizi üstün görür, gurur, kibir ve çalımdan yanımıza varılmaz… İşler bozulduğunda ise, kendimizi bir ‘hiç’ olarak görürüz. Kendimizi herkesle eşit görmek  olan tevazu yolunda  bulunmakta zorlanırız.

 

Ya çok acele ederek bir çuval inciri berbat eder, ya da tembellik ve gevşeklikle bugünün işini yarına erteler dururuz. İkisinin ortası olan tedbir yolunda bulunmakta zorlanırız.

 

Sevdiğimizde ölçüyü kaçırır, nerdeyse âşık olma derecesinde severiz…Sevmeyince de  nefret ve buğz eder, kin  güderiz… Ölçü içinde muhabbet ve rekabet yolunda bulunmakta zorlanırız…

 

Ya çok komik olmaya çalışırız ya da çok ciddi… Ortası olan vakar yolunda bulunmakta zorlanırız.

 

Orta yolda olmak, ama, “Ne sağcıyım ne solcu! Futbolcuyum futbolcu!”,  “Ayılana gazoz, bayılana limon”, “En güzel idare, idare-i maslahattır” sözlerinde ifade edilen renksiz bir kişilikle değil; aklımızla, irfanımızla,  çalışma ve gayretimizle, kendimizden bir renk katarak, bir değer üreterek ve şahsiyet sahibi bir kimlikle!

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !