Bilim Etiğinin Temel İlkeleri

Bu yazı, Prof. Dr. Hasan Seçen’in Atatürk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü müfredat programında yer alan Bilim, Etik ve Eğitim Dersi kapsamında Bilim Etiği üzerine yaptığı konuşmalardan seçilerek hazırlanmıştır.



Konuşmama  bundan 2500 yıl önce yaşamış Çinli filozof Konfiçyüs’den bir alıntıyla başlamak istiyorum. Konfüçyüs Der ki;

 

“İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır.

Fakat, insanları erdem ve ahlâk kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem şeref ve utanma duygusuna sahip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır.”

 

İşin doğrusu ne yalnızca yasa ve ceza, ne de yalnızca ahlak ve erdem  toplumu tek başına yönetmeye kâfi değildir. Hem yasa ve ceza;  hem de ahlak ve erdem olmalı ve bunlar dengeli olarak yürütülmelidir.  

 

Burada hemen  konuşma konum olan ETİK ile AHLÂK'ın  ilişkisine geçmek istiyorum. Ahlâk, toplumun en üst düzeydeki davranış standartlarıdır ve  bireylerin meslekî ve kurumsal rollerinden bağımsız, toplumun tümü için geçerlidir. Etik ise genel davranış standartları olmayıp, toplumdaki belirli bir mesleğin, işin, kurumun veya grubun davranış standartlarıdır. Ahlâk dediğimizde ahlâk herkesi  kuşatıcıdır ve : yöneticiler için ayrı bir ahlâk, yönetilenler için ayrı bir ahlâk; hekimler için ayrı bir ahlâk, hastalar için ayrı bir ahlâk; öğretmenler için ayrı bir ahlâk, öğrenciler için ayrı bir ahlâk  söz konusu olamaz.  Etik dediğimizde ise belirli bir mesleğe, alana özgü  davranış standartlarını anlamaktayız. Ahlâk, esası aynı kalmakla birlikte ayrıntılarda toplumdan topluma farklılıklar gösterebildiği halde ETİK, o meslek ve alan için evrensel yani dünyanın her tarafında geçerli kurallar ortaya koyar.

 

Dedik ki ETİK, belirli bir alana özgüdür. Bu bağlamda;

 

Meslek Etiği

Tıp Etiği

Spor Etiği

Askerlik Etiği

Hukuk Etiği

Medya Etiği

 

Gibi etik kavramlarından söz etmek mümkündür. Hipokrat yemini, tıp camiasında 2000 yıldan daha fazla süreden beri kullanılan bir yemin metnidir ve bir hekimin uyması gereken etik kuralları ifade eder. Bu Yemin metninin bir maddesi

 

“Gerek sanatımın icrası sırasında, gerekse sanatımın dışında insanlarla münasebette iken etrafımda olup bitenleri, görüp işittiklerimi bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.”  Diyor. Böylece, bir hekimin hastasının sırlarını muhafaza etmesi ilk çağlardan günümüze kadar uygulanan bir etik ilke olmuştur.

 

Bu noktada bilim alanının bir meslek olarak görülüp görülmeyeceği tartışılabir. Bilim  topluluğu içinde bilim alanının bir meslek olarak görülmesini tasvip eden görüşler olduğu gibi, buna karşı çıkan görüşler de vardır.

 

Meslekler, insanların toplumca değer verilen yarar ve hizmetlere ulaşmalarına imkân sağlar.

Mesleklerin, yeterlik ve davranış standartları vardır.

Her meslek bir eğitim gerektirir.

Her mesleğin meslek standartlarına uyulmasını garantileyen, yönetim birimleri vardır.

Her meslek bir kariyerdir veya iştir.

 

Bu açıdan bakıldığında bilim alanı  bir meslek alanı gibi değerlendirilebilir.

 

Diğer yandan, bilim alanı,

 

Tıp ve hukuk gibi diğer sosyal kurumlardan daha az profesyoneldir.

Ehliyet heyetleri yoktur.

Bilimi meslek olarak görmek, bilimin nasıl yapılacağı konusuna çok fazla kısıtlama getirebilir.

Bu da bilimsel özgürlüğü ve bilimsel gelişmeyi engeller.

Bu yüzden pek çok bilim insanı bilimin bir meslek olarak görülmesini ve bir formata bağlanmasını kabul etmez.

 

İster meslek olarak görülsün, isterse kendine özgü bir alan olarak görülsün, bilim topluluğu arasında  bilimsel yöntemin önemsendiği kadar, bilim alanına ait  etik ilkelerin de  önemsenmesi gerekir. Aksi halde bilim kendi hedeflerini yerine getiremez.

 

Bilimin önemli hedefleri vardır.

 

Bu hedeflerden ilki bilgi kuramına yönelik hedeflerdir. Bunlar,

 

Doğayı anlama ve doğru tanımlama

Açıklayıcı kuramlar ve varsayımlar geliştirme

Güvenilir öngörülerde bulunma

Hataları ve peşin hükümleri ortadan kaldırma

Sonraki kuşaklara bilimi öğretme bilimin bilgi kuramına yönelik hedefleridir.

 

Mühendislik, tıp, ekonomi, tarım vb uygulamalı alanlarda problem çözme,

İnsan sağlığı ve mutluluğu

Doğanın kontrol altına alınması

Teknolojinin gücünü  kullanarak insan hayatını kolaylaştırma da bilimin pratik hedefleri arasındadır.

 

Bilimsel bilgi, bilimsel yöntemi kullanarak elde edilen bilgidir. Bilimsel yöntem ardışık olmayan fakat her aşamasında içsel ve dışsal denetimin olduğu bir dizi aşamayı içerir:

 

İşte siz bilimsel bir gerçeği gözlüyorsunuz bir sorun ortaya koyuyorsunuz. Bunun nedeni ne olabilir diyor, bir soru soruyorsunuz. Acaba şöyle bir şey yaparsam sorunu çözebilir miyim, diyorsunuz. Ancak hemen bu aşamada bilimin denetim mekanizması devreye giriyor. Acaba benden öncekiler bu soruya ne cevap verdiler? Problemi nasıl çözmeye çalıştılar? Literatürü inceliyorsunuz. Literatürü inceledikten sonra icabında sorunuzu değiştiriyorsunuz.

 

Sorunuzun doğru bir soru olduğundan emin olduktan sonra, yapacağınız iş bir proje yapmak.  Şuraya özellikle dikkat çekmek gerekiyor ki, bilim etiğine aykırı davranışların en önemli nedenlerinden biri  çalışmaların iyi proje haline getirilmemesinden kaynaklanmaktadır.  Proje yaparken, ne yapacağız, neye göre yapacağız, kiminle yapacağız, nasıl yapacağız, hangi sürede yapacağız, hangi bütçeyle, kaynaklarla yapacağız??? Çalışmamızın her safhasında yapacağımız işleri önceden planlıyoruz. İşte bunları yaparken, bu arada sorumuz da değişmiş ve daha anlamlı bir soru hâline gelmiş olacak.

 

“Göç yolda düzelir” diye bir atasözümüz vardır. Bu söz, göçebe bir toplumun,  tabiat şartlarına hızlı bir şekilde uyum sağlaması, çabuk hareket etmesi, gözü pek, çevik olması gerektiğini ifade etmek bakımından güzel bir söz olsa da,  bilim ve teknoloji topluluğunda, hele ki bilim ve teknolojiyi üretmek isteyen bir toplulukta geçerli olamaz. Bilimsel çalışmalarda, baştan savma plansız, programsız yapılan işlerle bir başarı sağlamak mümkün değildir.

 

Daha sonra veri toplama ve veri analizi devreye giriyor. Bakıyoruz ki topladığımız veriler bizim sorumuza cevap vermiyor. Belki bu durumda sorumuzu değiştirmek gerekecek. Belki verilerimizi yorumlarken tekrar bir önceki safhadan başlayacağız. Yani her adımda kendimizi  denetlemek gerekiyor. Eğer bilimin denetim mekanizmaları olmazsa, bilim alanı güvenilir bir alan olmaktan çıkar. Bilimde en önemli denetim mekanizması  kendi kendimizi denetlemektir.

 

İşte bu açıdan bilim insanları başkalarına karşı dürüst olmadan önce kendilerine karşı dürüst olmak zorundadırlar. Siz, bu meseleyi başkalarına böyle izah edebilirsiniz, kanıtlar da sunabilirsiniz, fakat o mesele sizin için de gerçekten başkalarına izah ettiğiniz gibi midir? Burası çok önemli bir şeydir.

 

Buradan bilim etiğinin dayandığı temel iki dayanağa geçebiliriz. Bu iki dayanaktan biri, genel ahlâka uygunluk, diğeri de örnek olma rolü, yani yaygın kullanımıyla  “rol modeli” dedikleri şeydir. Bilim insanları toplumun önündeki insanlardır. Dolayısıyla sıradan insanlar gibi davranamazlar. Sıradan insanlarda yadırganmayacak yanlış davranışlar bilim insanlarına  yakışmaz. Aynı şeyi,  toplumun önünde olmaları nedeniyle örnek olma rolü görevi olan,  yöneticiler , aydınlar, sanatçılar ve benzerleri için de söyleyebiliriz.

 

Bilim Etiğinin somut temel ilkelerine geçtiğimiz zaman, bu konuda bilim topluluğunda  genel olarak  kabul edilen temel ilkeleri

1-     Dürüstlük,

2-     Dikkat

3-     Açıklık

4-     Özgürlük

5-     Onur payı

6-     Eğitim

7-     Toplumsal sorumluluk

8-     Yasallık

9-     Fırsat Eşitliği

10- Karşılıklı saygı  VE

11- Verimlilik  başlıkları altında inceleyebiliriz.

 

İlkinden başlayalım. DÜRÜSTLÜK ilkesinin gereği olarak, bilim insanları enformasyonu ve sonuçları saptırmamalı, yalanlara dayandırmamalı ve yanlış sunmamalıdır. Bilim insanları araştırma sürecinde her açıdan olabildiğince objektif, tarafsız ve dürüst olmalıdır. Burada önemli bir nüans şudur ki, dürüst hatalar affedilebilir fakat yalanlar ve bile bile yapılan aldatmalar affedilemez. Yine bu bağlamda, uydurma, kırpma ve bulandırma gibi tahrifatlar bilim etiğinin dürüstlük ilkesini ihlâl eden davranışlardır.

 

Uydurma;  Varsayımı desteklemek için hayali sonuç uydurmaktır;

Kırpma: Varsayımı destekleyen sonucun yazılması, diğer sonuçların gizlenmesidir;

Bulandırma: Sonuçları olduğundan daha iyi göstermektir ve bunların  her üçü de kaçınılması gereken davranışlardır.

 

Bir bilim insanı DİKKATLİ olmalıdır. Dikkatsizlik hatalara yol açar.

Bazı hatalar ciddi bir suç sayılmaz ama, hata ortaya çıktığında, kabul etmek, yayınlanmamış bir çalışmaysa yayına gönderdiğimiz makaleyi düzeltmek amacıyla geri çekmek, yayınlanmış bir çalışmaysa bir düzeltme yayınlamak gerekir.  Danışmanlık sistemi doğru işlediğinde hatalar azaltılabilir. Bu açıdan danışmanların  bilimsel çalışmaları incelemek için yeterli zaman ayırması ve hassasiyet göstermesi gerekir.

 

Tekrarlanan hatalar ise ihmalkârlığı gösterir.

 

Bilim etiğinin diğer önemli bir ilkesi AÇIKLIK’tır. Atalarımızdan  bize gelen “Tekmîl-i sınâ’at, telâhuk-ı efkâr iledir” şeklinde bir söz vardır.  Ya’nî san’atların ilerlemesi, fikirlerin, düşüncelerin birbirlerine eklenmesi ile olur. Dolayısıyla bilimsel araştırmaların sonuçları açıklanmazsa, benzer çalışmalara ayrılan kaynaklar nedeniyle verimlilik ortadan kalkacağı gibi, bilimin gelişmesi de mümkün olmayacaktır. Çünkü belki de hiçbir önemli sonuç çıkmayacak benzer bir araştırma için,  farklı yerlerde,  farklı zamanlarda birçok araştırmacı çalışacak,  zaman ve kaynaklar boşu boşuna tüketilecektir. Sonuçta bilim insanlarına ayrılan kaynaklar kısıtlanacaktır.

 

Ancak burada şu noktayı vurgulamak gerekir ki,  devam eden araştırmalarda açıklık ilkesine uyulmayabilir. Çünkü bilim ortamları rekabetçi ortamlardır ve başka birisi, sizin fikrinizi kasıtlı olarak veya yanılsama ile kendi fikriymiş gibi düşünerek sizden önce icraata koyabilir.

 

 Askerî ve ticarî amaçlı bilimsel çalışmalarda ise araştırma bulgularını muhafaza etmek, bulguları yalnızca ilgili kuruluşla paylaşmak gerekir.

 

ÖZGÜNLÜK ve ÖZGÜRLÜK birbirine bağlı iki kavramdır. Olayları ve eşyaları  birbiriyle yepyeni bir tarzda ilişkilendirebilmeye biz ÖZGÜNLÜK diyoruz. Bu açıdan, özgün yeni fikirler üretilmesi, sorunlar üzerinde yeni çözüm teknikleri geliştirilmesi ve bilimin ilerlemesi için bilimsel araştırma ortamlarının ÖZGÜR ortamlar olması gerekir

Baskıcı, otoriter, aşırı planlamacı ortamlarda bilimsel gelişme olsa bile hiçbir zaman istenen düzeyde olamaz.

 

ONUR PAYI'na gelelim. Çalışan bilim insanlarına katkıları ölçüsünde ONUR PAYI verilmelidir. Onur payı, bilimsel bir makalede ortak yazarlık, bir patent veya telif hakkı, ya da  parasal veya manevi değer içeren bir ödül  olabilir. Onur payı olmazsa motivasyon olmaz ve özenli ve özgün işler ortaya çıkmaz.   Ancak.... sorumluluk ve onur payı bir paranın iki yüzü gibidir. Onur payına sahip olan insanlar sorumlulukları da yüklenirler. Tanınma, saygınlık, itibar, para, ödül….her bilim insanı için gereklidir ama, hak etmeyenlere onur payı verilmesi adalet duygusunu zedeler.

 

Bilim ortamları EĞİTİM’le iç içe ortamlar olmalıdır. Bilgin bir insana bu kadar bilgiyi nasıl öğrendiğini sordular. “Bilmediklerimi öğrenerek, bildiklerimi öğreterek” dedi. Bilimin gelişmesi için bilim insanlarının hem öğrenen hem de öğreten insanlar olması gerekir. Bilim eğitimi çoğu kere usta-çırak ilişkisi içinde yürür. Danışman örnektir ve çoğu şeyler sezgisel olarak öğrenilir. Bu nedenle daha bilgili ve deneyimli olan danışmanların bilgi ve deneyimlerini öğrencileriyle paylaşması gerekir.

 

Bilim insanları TOPLUMSAL SORUMLULUK sahibi olmalıdır. Bilimin ortaya koyduğu ürünlerden sonuçta bütün insanlık yararlansa bile, bu,  bilim insanının kendi içinde yaşadığı toplumun sorunlarına duyarsız kalabileceği anlamına gelmez.  Bundan dolayı  problemlere çözüm geliştirmek, gerek duyulduğunda toplumsal tartışmalara katılmak, uzmanlık görüşü bildirmek ve bilimi istismar edenlere karşı çıkmak bilim insanların temel görevlerinden olmalıdır.

 

Bilim ortamları YASALARA  riayet edilen ortamlar olmalıdır. Tehlikeli ve kontrole tabi maddelerin kullanımında, deneylerde insan ve hayvanların kullanımında, araştırma ortamlarının sağlık ve güvenliğinde, telif haklarında, patentler vb. konularda yasalara uymak bilim insanlarının mecburi ve ETİK bir görevidir.

 

Bilim ortamları FIRSAT EŞİTLİĞİ’ne imkân sağlamalıdır. Akademik ortamlara kabul edilmek ve kariyer kazanmak için tek şart BİLİMSEL LİYAKAT olmalıdır. Bilimsel araştırma ortamlarında, din, siyasal görüş ırk, cinsiyet, memleket, milliyet, yaş, vb. gibi bilimsel yeterlikle doğrudan alakası olmayan nedenlerle ayrımcılık yapılmamalıdır. Fikir çeşitliliği, farklı geçmişlerden, farklı ortamlardan gelen insanların etkileşmesiyle mümkündür.

 

Üniversiteler, gerçek anlamıyla EVRENKENT olmalıdır. Yani  evrenin bütün renklerini yansıtan ortamlar olmalıdır. Çeşitlilikten korkmamalıdır.  Namık Kemal’in dediği gibi bizler de ““Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar” diyebilmeliyiz. Bilim ortamları, hangi nedenle olursa olsun, ayrımcılık yapılan ortamlar haline geldiğinde,  birbirine benzeyen insanlardan oluşmaya başladığında, üretkenliklerini kaybederler. Çünkü filozofun dediği gibi herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yerde kimse bir şey düşünmüyor demektir. Böyle durumlarda kurumlar başkalarının kendilerine duyulan güvenini de kaybederler.

 

Bilimin toplumsal dokusunu koruyabilmek için KARŞILIKLI SAYGI gerekir. Bilim insanları fiziksel ve psikolojik olarak birbirlerine zarar vermekten kaçınmalıdır. Böylece bilimsel hedeflere ulaşılması kolaylaşacaktır. Huysuz, geçimsiz, sinirli fakat başarılı bilim insanları olsa bile bunlar bilim topluluğunun tamamını temsil etmezler.

 

 

Bilim insanları kaynakları ve zamanı akıllıca ve VERİMLİ bir şekilde kullanmalıdır. Bencillikler nedeniyle araştırma bütçeleri abartılabilmekte,  yüzbinlerce dolara satın alınan cihazlar fonksiyonel olarak kullanılmamakta, aynı kurumda aynı cihazdan onlarcası bulunabilmektedir. Bunlar kaçınılması gereken davranışlardır.

 

Konuşmamı Garp’dan ve Şark’dan iki önemli şahsiyetten aldığım iki değerli sözle bitirmek istiyorum.  Eleştirel felsefenin babası kabul edilen  Kant “Ahlâk, bize nasıl mutlu olabileceğimizi değil, mutluluğa nasıl layık olabileceğimizi gösteren bir doktrindir.” Der.  Yusuf Has Hacib de ünlü Kutadgu Bilig’inde “Beyler örf ve yasaya nasıl riayet ederlerse, halk da aynı şekilde itaat eder. Beyler hangi yoldan giderse, beylerin bu gidişi kulun da yoludur” der. Eski Türkçemizde bey “seçkin insan”,  kul, sade vatandaş demektir. Bilim topluluğu geçmişte olduğu gibi, şimdi de seçkin insanların topluluğudur ve bu açıdan etik değerleri herkesten daha çok özümsemek durumundadır.    Yunus’un dediği gibi                       

Cümleler doğrudur sen doğru isen,
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

 

 

--------------------

Bilim Etiği konusunda yararlanılabilecek daha ileri kaynaklar:

 

Bilim Etiği, David Rasnik, Çev. Vicdan Mutlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2004

Bilim Etiği El Kitabı, Ayşe Erzan, Gürol Irzak, Emin Kansu, Şevket Ruacan, Ali Tekcan, Aslı Tolun,Yücel Yılmaz, Print Kom,  Editör: Ayşe Erzan, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara, 2008.

Bilimsel Araştırmada Etik ve Sorunları, Cumhur Ertekin, Nihat Berker, Aslıhan Tolun, Dinçer Ülkü, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara, 2002.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !